[Eski] Dire Straits videoları üzerine bir beyin jimnastiği

Bu başlık 2011 ve öncesi açılmış Müziktek Forumu başlıklarından biridir

Mahcem

mahcem.com
Dün akşam ufaklık Bobby'yi uzun uğraşlar sonunda yatağına yatırdıktan sonra Cemal abimle salonda oturup laflamaya başladık. Müzik nereye gidiyor? Dünün kriterleri, bugünün kriterleri, yarının kriterleri, konu konuyu açtı derken aklına 10 sene evvel baldızının hediye ettiği ama nedense hiç izlemediği Dire Straits'in video-kliplerinden oluşan bir video teyp geldi, "yahu şunu da bir kez olsun izlemedim, koyup bir bakalım mı?" dedi. Eh, gerçi bir DS albümü koyup dinlemeyeli rahat bir 10 sene olmuştur ama 80'lerde deli gibi dinlediğim bir gruptu, o yüzden eski günlerin hatırına "neden olmasın?" dedik ve başladık.

Önce çok eski 1977-78'den daha ilk defa Top Of The Pops'da çıktıkları playback görüntüleri filan, Sultans Of Swing, Lady Writer vs. Ekrandaki görüntü "sıfır imaj, maksimum müzik ve yetenek" idi, o zamanın yeni çıkan grubu işte, şok müzik. Şarkı sözleri tam o dönemde Londra'daki amatör müzik/sanat camiasını anlatıyor, tam genç müzisyen geyikleri:

They don't give a damn about any trumpet-playing band, it ain't what they call rock and roll... (Trompetçili grupları pek sallamazlar çünkü onlara göre o gruplar rock'n'rollcu değil...)

Harry doesn't mind if he doesn't make the scene. He's got a daytime job, he's doing alright. He can play the honky tonk like anything, but he's savin it up for Friday nights... (Harry'nin popüler olup olmamak pek umurunda değil, zaten bir gündüz işi var, keyfi yerinde... aslında canavar gibi honky tonk piyano çalar ama sadece Cuma akşamları yapıyor bu işi...)

...gibi daha neler, gayet entellektüel gözlemler, sözler. Hele "In The Gallery"nin sözleri, hayatta iken hiç rağbet görmeyen ama ölünce eserleri bir anda değer bulan ressamın hikâyesi, daldan inen akbabalar gibi geride bıraktığı resimlerin üzerine üşüşen sanat simsarları filan. Dehşet. Video görüntüleri de görsel imaj endişelerinden tamamıyle uzak, resmen amatör grupların çekimleri gibi. Ama müzisyenlik kalitesi zirvede, tabii o zaman böyle bilgisayara kaydet, bir tuş tıklamasında bütün sallanmaları gider, herşeyi çizgilere oturt, zımba gibi çalsın diye bir olay yok. Orada iki inç bant dönüyor ve sen çalıyorsun, sonra eğer çalım hatası varsa ya punch-in/punch-out yapıp düzeltiyorsun veya düzgün çalana kadar gidip prova ediyorsun.

Neyse, sonra şarkılar ilerledikçe daha planlanmış, plak şirketinin para harcamaya başladığı müzik videoları gelmeye başladı ve onlarla beraber abimle ikimiz de inanılmaz komik muhabbetlere girmeye başladık. Zira o dönemde bize "vay be!" diye gelen o videolar aslında ciddi bir şekilde "varoş" kültürü olarak tanımlanacak mantıkta idiler. Mesela aramızda geçen konuşmalardan bazılarından örnek vereyim:

- Ya abi bu videoda bir gariplik seziyor musun?

- Sözlere uyan görüntülerden mi bahsediyorsun?

- Demek ki onu düşünen bir tek ben değilmişim...

- Çok kıro işi aslında...

- Yani... al bak şimdi şarkı sözünde "...confidential information, it's in a diary, this is my investigation..." dedi, o esnada adam bir dedektiflik bürosunda masada oturmuş bir günlük açıyor ve içine "this is my investigation..." yazıyor...

- Duyma engellilere video klip midir nedir...

- Barış Manço'nın dilsiz alfabesiyle şarkı söylemesi gibi...

- Orada yine bir kalite vardı ama... Bu resmen morona şarkı anlatır gibi, yani çok aramışlar mı bu senaryo yazarını yönetmeni filan? Bana Show TV'nin bütün Türkiye'yi moron zanneden ama kendi moronluklarının farkında olmayan haber yönetmenlerini hatırlattı... Hani ekranda zaten topu topu bir tane insan yüzü vardır, onu da kırmızı daire içine alıp üzerine ok atıp yanına dev gibi sarı yatay harflerle "Abuzer Zottirik" diye adını yazarlar, sanki ekrana bakanlar ayıymış, anlayamıyormuş gibi...

- Hehheeee... Bana anlatma, o insanlarla çalıştım birkaç yıl ben...

- Abi, "what have you got, at the end of the day?" dedi ve akşam karanlığı oldu filan, yapmaaa...

- "Blinds on the window, and the pain behind the eyes" dedi ve pencerede jalüzinin arasından bakan acılı bir çift göz şimdi de...

- Ulan bir şarkı sözlerini yazmadıkları kaldı altına ha...

- Ahhhahhhahhhhah...

......


- Aha bak, "Girl you look so pretty to me" dedi, ardından kırmızı rujlu hesapta güzel bir kız koydu, yani bugün birisi böyle giyinip makyaj yapsa fahişe muamelesi görür ha...

- ...yani... tabi o zamanın modası ama... ohah!! "Like the Spanish City to me" dedi ve bir endülüs ispanyol şehri görüntüsünde kesilmiş bir gül koydu şimdi de...

- Tam "gırdınnn galbimiiii... kışşş!!" şişe kırma muhabbeti..

- AHAHHHHAAHHHAAAHHAAAAAA!!!!!


Tavsiye ederim, eğer o videoların birer kopyasını bulursanız izleyin, kitlelere imaj satan ekiplerin bazan aslında ne kadar sığ görüşlü, matematiksel, beyin cimnastiğinden uzak ve salakça iş yaptıklarını ve o esnada bu işleri yapıyor olmanın onlara ne kadar ayrıcalık verdiğini zannettiklerini düşününce içten içe gülmekten kendimi alamadım. Dire Straits o dönemde dünyanın en büyük birkaç müzik grubundan biriydi.

Derken aklımıza şu soru geldi:

Sanatçıların oldukları gibi görünmeleri neden bazı aracıları rahatsız ediyor da ille de bu sanatçıları daha kolay yutulabilir küçük köşeli lokmalara bölüp içindekiyle hiçbir alakası olmayan bir ambalaja sarıp sunmaya çalışıyorlar ve sanatçı buna direndiğinde bir anda engizisyona uğramış gibi öğütülüp un-ufak ediliyor? Bugün bize satılan imajlar acaba ne seviyede, bundan on-onbeş sene sonra nasıl algılanacak? Bugünün videoları ve görsel/duysal sanat ürünlerinin sunuları ne alemde? Seviye nerede? Bu eserlerin/ürünlerin toplumumuzun kültürüne pozitif-negatif ne gibi katkıları var?

Düşünceler?
 
O günlerden bugüne ne deðiþtiyse, buna önayak olan þey bana göre insanlarýn beklentilerinin deðiþmesi, veya daha yaratýcý ekiplerin kurulmasýndan önce, teknolojideki hýzlý geliþimdir.

Akla þu soru geliyor, "Yýllar geçtikçe insanlarýn beklentileri deðiþti de mi böyle oldu, yoksa tüm bunlarý bize ulaþtýran kiþilerin yönlendirmeleri sonucu mu baþka þeyler bekler hale geldik?"
Benim, halkýn, halka sunulan þeyi benimsediðinden þüphem yok. Bu adamlarýn, beklentileri giderek arttýracak þekilde üretim yapma gibi bir zorunluluðu da olmadýðýný düþünüyorum. Yani, þu anki kalite ne ise, bir kaç yýla bölüp halka sunulan þeyin, bugüne göre kalitesini düþürün(makul zaman aralýðýnda, birden deðil), insanlar ne olduðunu anlamadan kendini geride bulabilecektir. Bunun farkýnda olacaklarýný(ve hatta olacaðýmý) da düþünmüyorum.

Þu an müzik piyasasý ile ilgili konuþursak, imajýn her þeyin önünde olduðunu görebileceðimizi düþünüyorum. MTV yi açýnca, insanlara sunulan onca þeyin, kiþinin arasýnda müzisyen diyebileceðimiz kaç kiþi var merak ediyorum. Burada onu bunu tartýþan insanlarýn bir kaç büyük boyu o markete müziði yapýyor, binbir kýlýða sokulmuþ, herkesin taptýðý bir kiþi de kah pis bakýp karizma yaparak, kah kýçýný baþýný sallayarak, üretilmiþ þeyi sunuyor. Müzikle yakýn alakasý olmayan insanlar birini izlediklerinde müziði izledikleri kiþinin yaptýðýný düþünüyor, iþin arka planý konusunda herhangi bir fikirleri yok. Olmasýna da gerek yok, olsaydý bu taktikler iþlemezdi zaten.

Þu durumu düþündükçe aklýma "göz boyama" gelip duruyor, hangi cümle içinde kullanacaðýmý bilemiyorum, burada dursun. Bunlar "müzik piyasasý" ile ilgili düþüncelerim. Erkan oðura, "bugünkü müzik piyasasý hakkýndaki görüþleriniz?" þeklinde soran kiþiye üstad "müzik ve piyasa kelimelerini birbirine yakýþtýramýyorum" demiþtir. Bu göz boyamaca müzik endüstrisinin arkasýnda gayet þen þakrak yaþayan bana göre gerçek bir müzik dünyasý daha var. Bu insanlar yaratýðýn dibine vuruyor, ve arka planda "günümüz müziði" denilen meseleyi adým adým ilerletiyorlar. Geçmiþte dünya müziðine ciddi anlamda yön veren ustalar(miles vs..) dan sonra bu hayat durmadý herhalde.

Bildiðim kadarýyla içlerinde bizden "aydýn esen" in de katýldýðý, chick corea þu bu, günümüz müziðine(bu alanlarda "müzik piyasasý" kavramýndan tamamen koptuðumu unutmayýn, müzikten bahsediyorum) bir çok müzisyenin bulunduðu bir grup kiþi her yýl toplanýp fikirlerini paylaþýyor, orada gidilen yolun bir durum analizini yapýyor, ve hayatlarýna devam ediyorlar. Yeni þeyler üretiyor, bir yýl sonra tekrar toplanýyorlar. Bu böyle gidiyor. Yani TV ye baðlý yaþayan kesimin algýsýnýn bilgisinin ötesinde geliþen ayrý ve gerçek, doldurmaca olmayan bir müzik dünyasý daha tabi ki var.

Neyse konuyu çok daðýtmayalým, "müzik piyasasý" na dönelim. Acaba bir 15 yýl sonra durum ne olacak? Þu an 15 yýl öncesine ne olduysa çok da farklý olmayacak diye düþünüyorum, çünkü zaten insanlara sunulan gerçekçi bir dünya deðil. Ýnsanlarýn ilgisizliðinden ve belki bilgisizliðinden faydalanarak, ciðeri 5 para etmez adamlarý ilah olarak sunup arkasýndan para sayan bu endüstrinin foyasý meydana yýllar içinde tabi ki çýkacaktýr. Ýnsanlar ise bu günlere aynen þu an olduðu gibi gülecek "harbi manyak adamlarmýþ bunlarý yapanlar" diyeceklerdir. Ben böyle düþünüyorum. Umarým açýlmadým fazla.
 
Sanatsal üretim en öncelikli uğraşım hiç olmadığı için, Mahcem abi, açıkçası sorduklarını anlamak için üç beş defa baştan okumam gerekti :roll: .."Üretilen"in iyisinden sürekli birşeyler yazan, çizen biri olarak anladığımı söyleyebilirim ama hiç kısmen de olsa felsefi kısmına bakmamıştım olayın, o yüzden ifadelerimdeki muhtemel eksiklik için şimdiden mazur görünüz, yanlışımı düzeltiniz..

...

Bana insan evladının düşünme yetisinin ve algı renginin sürekli değiştiği fikri çok mantıklı geliyor..Şöyle örneklesem: Bollywood yani Hint film endüstrisinin zirve işlerinden biri olan "Awara" (mutlaka bileniniz vardır, İzzet Altınmeşe, "Awara Hoon" adlı efsane parçasını dilimize adapte etmişti..) filmine bi Cumartesi gecesi 03.30 gibi tam TV'yi kapatıp yatmaya giderken rast geldim.."Eski"ye olan anlamsız (...) ilgimden dolayı TV'nin başına çakılıp sabah 07.30'a kadar filmi soluksuz izledim..Bizim sinemaya el attığımız ilk günden taa 80'lerin "video klip-film" şeklindeki, arabeskçilerin albüm promosyonu için çektikleri film(imsi)lere kadar bütün filmlerimizde kullanılan "klişe" çekimlerin meğer öncüsü "Awara"ymış..Fakir erkek - zengin, eğitimli kız senaryosu, arkası dönük kameraya poz verir halde konuşan kahramanlar, her ne kadar o dönem filmlerinin vazgeçilmezi olsa da 10 dk.lık "müzikal" aralar, zengin adamın fakir erkeğe unutması için para teklifi vb. bir yığın şeye meğer "Awara" öncü olmuş..

Varmak istediğim nokta şu: O dönem için herkesi büyüleyen bu numaralar gün geçtikçe ve insan aklı evrime devam ettikçe "klişe" etiketi almış, hiçbir sanatsal ifade değeri içermez hale gelmiştir..Sanat üzerine bir tane bile makale veya kitap okumamış biri olarak gözlemlediğim ise: Sanat, insanın algılarının ve düşünce sisteminin bir yansıması; yani insan aklı evrimleşirse sanat da evrimleşecek, eskiler yinelendikçe anlamsız gelecek, John Woo'nun numaraları tat vermeyecek, aktrisin etrafına 30 küsür kamera dizip görüntüyü 360 derece döndürerek, kurşunlara kamera takarak :) insanlarda şaşkınlık yaratacağız..Bu konuyu bir zaman makinesi icat edip '80lere döndükten sonra o günkü Mahcem abiye sormak lazım :wink: , acaba o gün, seyrettiği aynı DS klibine nasıl tepki veriyordu?..

Şu önüne geçilemez bi yanılgı, insan doğası icabı..Rob Dougan'ın Matrix 2 için sanırım hazırladığı bir parçasına çektiği klibi vardı.O klibi gören ve sanata aklı yatan herhangi bir insana o DS klibi moron işi gibi gelecektir (Kesinlikle Rob Dugan'a böyle bir klip çekmeyi akıl eden adam da böyle düşünmüştür. 8) .Yaman paradoks.. :) )..Belki zamandan ve akıl evriminden bağımsız düşünürsek DS'nin klibi gerçekten rezaletti ama bahsettiğiniz derin sözlerin sahibi (ki söylediklerinizden "derin" insanlar oldukları anlaşılıyor..) DS üyeleri çektikleri klibe de o gün itibariyle kendini ifade edebilen bir klip gözüyle bakmış olamazlar mı?..Özet olarak zamanın insanın kafasının içindeki o yamur yumur şeyi bile değiştirdiğine inanıyorum..

Bu sunuların kültürel etkisi içinse sözlükten olabilecek en etkili kelimeyi arıyorum, şu an..Hmm..

Bilmiyorum Öztürk abiler Türk TV'lerini Glasgow'dan takip ediyorlar mı ama son bir aydır memlekette bir adam var kı akıllara ziyan...Ünlü bir Hint erkek modelin ambalajına bürünüp (saçları ve top sakalı sapsarı boyamış yani..) "Şakşuka" adlı zum-çik zum-çik, melodisi bile olmayan bir tekno-arabesk parçayla piyasaya çıktı (elektronik müzikten hoşlanırım, inanın evdeki korsan Dance eJay4'le daha iyisi çıkar..O kadar berbat yani..) ve kısa zaman içerisinde bütün TV programlarında adamı görmekten bıktık..Nedeni kesinlikle "sarı ambalajı" ve kendisinin varoştan çıktığını söylemesi..Doritos çerezlerinin ambalajları harika olur ama beşte dördü havadır ya, aynen öyle işte..Çıkan mesaj şu "İmaj herşeydir"..(Halt etmiş, Sprite :lol: ..)..Yani ambalajınız Cem Yılmaz'ın tabiriyle "janjanlı"ysa isminizi duyurmak için çok uğraşmanıza gerek yok.Sabaha sanatçı olabilirsiniz..Ünlü olmanın bu kadar kolay olduğunun öğretilmesi istediği hayat ve "gerçek" hayat arasında sıkışmış Avrupa'nın en büyük genç nüfusu için ne kadar tehlikelidir, yorumunu size bırakıyorum...Ambalajların conconlu hali oldukça etkili ve ben şu yaşımda bu derece yozlaşma karşısında "Allah sonumuzu hayır etsin" demekten başka birşey yapamıyorum..

Fazlaca zırvaladım, bitiriyorum...
 
"birebir" olmayan kliplerin de sanki birkaç türü var aslinda:

- yönetmenin kafasindaki bir kisa metraj (çogu dance klibi)
- "birebir"in soyutlamasi(nin soyutlamasi) (MJ, rammstein, fat boy slim, moby, smashing pumpkins)
- grupla ilgili dokümanter (rage against the machine, tupac, no doubt)
- ambiansa uygun yaratilmis bir dünya (marilyn manson, smashing pumpkins, NIN, type o negative)

benim en sevdigim, ikinci ve dördüncü türlerdir. örnekler herkese tutarli gelmeyebilir tabii, ve inanin benim için de çok net degil hala. yalnizca bazi detaylardaki minik göndermeler, subtextler, bazen yalnizca sanatçinin olmasini istedigi bir küçük aksesuar, yönetmenin hissedilen egosu veya fona çekilip grubu ön plana çikarmasi... hepsi klipleri kafamda bazi siniflara sokuyor.

klibin basli basina bir "sanat yapiti" olmasini düsünemiyorum. kaldi ki, öyle görsek bile sonuçta her "sanat yapiti" gibi satis (veya sattirma) ön plandadir. üstelik bu endüstride hedef kitle bastan bellidir! britney spears'e marilyn manson klibi çekilirse sattt-maz. RHCP'a placebo klibi çekilirse de satt-tirr-maz.
sanatçi, eger no.1 hit olmaya oynuyorsa belli kurallar ve yaratilan bir imaj çerçevesinde hareket etmeli, konusmali, kisaca yasamalidir. bu imajin disina çikan ne röportaji, ne giyimi, ne de klibi olabilir... buna rammstein da dahildir, aguilera da, iron maiden da. "commitments" filmini hatirlayin: hani soul grubu kuran bir avuç genç vb vb vb... onlar soul'u isçi sinifinin müzigi oldugu için seçtiler. klip çekseler "sanat yapiti" mi çekerlerdi? asla!
dire straits'in klipleri (ve onlardan yola çikarak daha niceleri) hedef kitle gözönünde bulundurularak çekilen "is"lerdir. (bkz. country klipleri.)
klip çeken sahis eger coppola falan degilse, "kosulsuz müsteri memnuniyeti"ni gözönünde bulundurur her zaman... biz de zamaninda öyle yaptik ve klip piyasamiza çok garabet kazandirdik. fena mi oldu? yooo. sarki tuttu, sarkici tuttu, cebimiz para gördü vb...
 
LeftEyeNine' Alıntı:
Bilmiyorum Öztürk abiler Türk TV'lerini Glasgow'dan takip ediyorlar mı ama son bir aydır memlekette bir adam var kı akıllara ziyan...

LeftEyeNine,

Maalesef Turk TV si seyredemiyoruz, iyi de oluyor. Ben Istanbul'a geldigim zaman TV ye birak izlemeyi sesini duymaya tahammul bile edemiyorum. Bunu snobluk olarak alma ama gercekten bakamiyorum. Konusulan Turkce bozuk ( tabii benim bu gavur klavyeyi kaale alma, evden yaziyorum), hersey laubali, elle tutulur bir konu yok yani kisacasi israf.
 
Cemal abinin ifadelerine ek olarak girip asıl konuya döneceğim:

Amerika'nın özgürlükler ülkesi ve şu "istediği kadınla yatabilme" vb. rahat hayat şartları geyiğinin gevşek bir halk anlayışı olduğunu düşünürdüm ilk gittiğimde oralara, ama TVlerde tertemiz ingilizce ile diziler ve filmler, sex ve şiddete karşı belirgin sansürler sonucunda ben de Türkiye'ye dönünce Türk TVsinden ciddi anlamda nefret ettim ve sadece özel bir iki ingilizce yayın yapan kanalları ve sinema kanallarını izliyorum. Bunları da ukalalık olarak almayın, iyi ve kaliteli olan azaldıkça iyi ve kaliteli insan sayısında da azalma olması doğal ve bu hale gelmek istemiyorum.

Hem MTV yi hem de VH1 ı seyrediyorum ve eski ile yeni klipler arasında ben de kendimce sizlerin yaptığı muhabbetleri yapıp gülüyorum. O 80li yıllar ne masummuş yahu! VH1 dan MTV ye geçince Cure'ün bir parçası ve konu ile alakasız ilginç animasyonlu klibi ekrana geliyor ve aslında biraz dikkatli olunca olayların sadece hayattan bıkmış bir insanın bulunduğu ortamda neler olmasını istediğini görüyoruz (yatakta sıkılıyor, uyuyamıyor ve o sırada duvar kağıtları yırtılmaya, yerde ahşaplar parçalanmaya, mutfakta herşey kırılmaya başlıyor vb.). Direkt olarak konuyla (sözlerle) ilgili olmayan görüntüler ama iç dünyayı ifade eden çok şey olması, 80li yılların kliplerindeki masumiyetinin artık kendini gerçeklere bıraktığının göstergesi oluyor.

Türk kanallarında komedi programlarında bir ara türk kliplerinin dalgası geçiliyordu: parçanın sözleri ne ise aynen o ifadeler görüntüye geçiriliyordu ve komik oluyordu. "Gözleri yuvalarından çıkmak, aşkından erimek, bin dereden su getirmek" vb. ifadelerin aynen mimiklendiği görüntüler biraz abartılı komik te olsa pek te 80 lerden farklı değildi. Yani artık o klipler şimdi komedi gibi. Tabi, sade mi sade görsel efektler şimdi yerini akıl almaz animasyonlara da bırakınca o eskiler iyice komik oluyor.

15 yıl sonra olsa olsa yeni film teknikleri, TVlerin 3 boyutlu olması vb. şimdi aklımıza bile gelmeyen yenilikler sayesinde çok ilginç klipler seyredeceğiz. Bu, bestesi iyi olmayan parçaların kotarılması için iyi yöntem. Şu anda bile uygulanıyor. Veya çok basit parçalar -rap müzik vb.- görsel efektlerle (ve cillop hatunlarla!) inanılmz derece seyirlik oluyor. Parça tam anlamıyla bir boka benzemese de (rap için söylemiyorum herhangi bir müzik olabilir) sadece görüntüler (yanıp sönen ışıklar, renkler ve gerçekdışı olayların anime edilebilmesi) bazı mekanlarda (bar, disko vb.) sesi kapatılıp büyük ekranda seyirlik hale gelebiliyor.

İleride çok ilginç yöntemler çıkacak eminim. Ama müzik deyince 80 li yılların tadı başka. 70 li yılların çoklukla konser performanslarından görüntülerle kotarıldığını düşünürsek 70 leri görsel ifade olarak kategoriye sokamıyorum (bilgim dahilinde). Besteler çok önemli ve tabi teknolojinin gelişmeye başladığı ve klavyelerin ritm ve yeni dijital sesler çıkarabildiği bir dönem olması itibariyle çok hoş ama sade besteler ortaya çıkmış (A-Ha, Cool and The Gang, vb. disko grupları).
 
Cemal abi ve Atalay (abi..hehehe..),

söylediklerinizin züppelikle (=? snob) kesinlikle alakası yok. Ben arkadaşlar arasında sadece NTV seyrediyorum demeye çekiniyorum. Çünkü insanların algıları o kadar ilginç ki ne söyleseniz arkasında bir art niyet arıyorlar, herşeyi sahte zannedip paranayok bir şüphecilikle zevklerinizi eleştiriyorlar.En basitinden sınıfımızın mail grubunda geyiği bırakıp üç dört mail boyunca kitaplardan ve dünya görüşlerimizden bahsetmeye kalktığımızda "entel kuntel" damgası yemiştik..Bu memlekette ne olduğunu insanlara kabul ettirmek, kendini anlatmak, "ben ne görüyorsunuz o'yum" demek bile başlı başına bir işkence. Ki kaliteyi aramayı bile züppeliğe büründürüveren bir memleketin insanlarından nasıl TV'de gazetede kaliteyi ortaya koymasını beklersiniz..

P.S. Ama kabul edelim bi kısım insan "valla sadec Neyşınıl Coygarafik bakıyorum" demeyi matah zannediyo (Açmaz kere açmaz..Self-paradoks..Heheh..) :lol:
 
Akla şu soru geliyor, "Yıllar geçtikçe insanların beklentileri değişti de mi böyle oldu, yoksa tüm bunları bize ulaştıran kişilerin yönlendirmeleri sonucu mu başka şeyler bekler hale geldik?"

aslinda bu durum (beklenti cercevesindeki etki-tepki dengesi) iki yonlu isleyen bir dinamige sahip. bu kavrama "verismilitude" deniyor. ozetle beklentilerimiz algimizi ve sonucata neyi begenip neyi begenmedigimizi belirliyor, ama bu beklentileri yaratan da aslinda yine belli beklentiler sonucu ortaya cikan urunlere karsi olan tavir. yani devamli evrilen bir surec icinde meydana geliyor hersey, etki ve tepki devamli yer degistirip birbirlerinin yerine geciyorlar. kuyrugunu yiyen yilan gibi...
 
Geri
Üst