Dün akşam ufaklık Bobby'yi uzun uğraşlar sonunda yatağına yatırdıktan sonra Cemal abimle salonda oturup laflamaya başladık. Müzik nereye gidiyor? Dünün kriterleri, bugünün kriterleri, yarının kriterleri, konu konuyu açtı derken aklına 10 sene evvel baldızının hediye ettiği ama nedense hiç izlemediği Dire Straits'in video-kliplerinden oluşan bir video teyp geldi, "yahu şunu da bir kez olsun izlemedim, koyup bir bakalım mı?" dedi. Eh, gerçi bir DS albümü koyup dinlemeyeli rahat bir 10 sene olmuştur ama 80'lerde deli gibi dinlediğim bir gruptu, o yüzden eski günlerin hatırına "neden olmasın?" dedik ve başladık.
Önce çok eski 1977-78'den daha ilk defa Top Of The Pops'da çıktıkları playback görüntüleri filan, Sultans Of Swing, Lady Writer vs. Ekrandaki görüntü "sıfır imaj, maksimum müzik ve yetenek" idi, o zamanın yeni çıkan grubu işte, şok müzik. Şarkı sözleri tam o dönemde Londra'daki amatör müzik/sanat camiasını anlatıyor, tam genç müzisyen geyikleri:
They don't give a damn about any trumpet-playing band, it ain't what they call rock and roll... (Trompetçili grupları pek sallamazlar çünkü onlara göre o gruplar rock'n'rollcu değil...)
Harry doesn't mind if he doesn't make the scene. He's got a daytime job, he's doing alright. He can play the honky tonk like anything, but he's savin it up for Friday nights... (Harry'nin popüler olup olmamak pek umurunda değil, zaten bir gündüz işi var, keyfi yerinde... aslında canavar gibi honky tonk piyano çalar ama sadece Cuma akşamları yapıyor bu işi...)
...gibi daha neler, gayet entellektüel gözlemler, sözler. Hele "In The Gallery"nin sözleri, hayatta iken hiç rağbet görmeyen ama ölünce eserleri bir anda değer bulan ressamın hikâyesi, daldan inen akbabalar gibi geride bıraktığı resimlerin üzerine üşüşen sanat simsarları filan. Dehşet. Video görüntüleri de görsel imaj endişelerinden tamamıyle uzak, resmen amatör grupların çekimleri gibi. Ama müzisyenlik kalitesi zirvede, tabii o zaman böyle bilgisayara kaydet, bir tuş tıklamasında bütün sallanmaları gider, herşeyi çizgilere oturt, zımba gibi çalsın diye bir olay yok. Orada iki inç bant dönüyor ve sen çalıyorsun, sonra eğer çalım hatası varsa ya punch-in/punch-out yapıp düzeltiyorsun veya düzgün çalana kadar gidip prova ediyorsun.
Neyse, sonra şarkılar ilerledikçe daha planlanmış, plak şirketinin para harcamaya başladığı müzik videoları gelmeye başladı ve onlarla beraber abimle ikimiz de inanılmaz komik muhabbetlere girmeye başladık. Zira o dönemde bize "vay be!" diye gelen o videolar aslında ciddi bir şekilde "varoş" kültürü olarak tanımlanacak mantıkta idiler. Mesela aramızda geçen konuşmalardan bazılarından örnek vereyim:
- Ya abi bu videoda bir gariplik seziyor musun?
- Sözlere uyan görüntülerden mi bahsediyorsun?
- Demek ki onu düşünen bir tek ben değilmişim...
- Çok kıro işi aslında...
- Yani... al bak şimdi şarkı sözünde "...confidential information, it's in a diary, this is my investigation..." dedi, o esnada adam bir dedektiflik bürosunda masada oturmuş bir günlük açıyor ve içine "this is my investigation..." yazıyor...
- Duyma engellilere video klip midir nedir...
- Barış Manço'nın dilsiz alfabesiyle şarkı söylemesi gibi...
- Orada yine bir kalite vardı ama... Bu resmen morona şarkı anlatır gibi, yani çok aramışlar mı bu senaryo yazarını yönetmeni filan? Bana Show TV'nin bütün Türkiye'yi moron zanneden ama kendi moronluklarının farkında olmayan haber yönetmenlerini hatırlattı... Hani ekranda zaten topu topu bir tane insan yüzü vardır, onu da kırmızı daire içine alıp üzerine ok atıp yanına dev gibi sarı yatay harflerle "Abuzer Zottirik" diye adını yazarlar, sanki ekrana bakanlar ayıymış, anlayamıyormuş gibi...
- Hehheeee... Bana anlatma, o insanlarla çalıştım birkaç yıl ben...
- Abi, "what have you got, at the end of the day?" dedi ve akşam karanlığı oldu filan, yapmaaa...
- "Blinds on the window, and the pain behind the eyes" dedi ve pencerede jalüzinin arasından bakan acılı bir çift göz şimdi de...
- Ulan bir şarkı sözlerini yazmadıkları kaldı altına ha...
- Ahhhahhhahhhhah...
......
- Aha bak, "Girl you look so pretty to me" dedi, ardından kırmızı rujlu hesapta güzel bir kız koydu, yani bugün birisi böyle giyinip makyaj yapsa fahişe muamelesi görür ha...
- ...yani... tabi o zamanın modası ama... ohah!! "Like the Spanish City to me" dedi ve bir endülüs ispanyol şehri görüntüsünde kesilmiş bir gül koydu şimdi de...
- Tam "gırdınnn galbimiiii... kışşş!!" şişe kırma muhabbeti..
- AHAHHHHAAHHHAAAHHAAAAAA!!!!!
Tavsiye ederim, eğer o videoların birer kopyasını bulursanız izleyin, kitlelere imaj satan ekiplerin bazan aslında ne kadar sığ görüşlü, matematiksel, beyin cimnastiğinden uzak ve salakça iş yaptıklarını ve o esnada bu işleri yapıyor olmanın onlara ne kadar ayrıcalık verdiğini zannettiklerini düşününce içten içe gülmekten kendimi alamadım. Dire Straits o dönemde dünyanın en büyük birkaç müzik grubundan biriydi.
Derken aklımıza şu soru geldi:
Sanatçıların oldukları gibi görünmeleri neden bazı aracıları rahatsız ediyor da ille de bu sanatçıları daha kolay yutulabilir küçük köşeli lokmalara bölüp içindekiyle hiçbir alakası olmayan bir ambalaja sarıp sunmaya çalışıyorlar ve sanatçı buna direndiğinde bir anda engizisyona uğramış gibi öğütülüp un-ufak ediliyor? Bugün bize satılan imajlar acaba ne seviyede, bundan on-onbeş sene sonra nasıl algılanacak? Bugünün videoları ve görsel/duysal sanat ürünlerinin sunuları ne alemde? Seviye nerede? Bu eserlerin/ürünlerin toplumumuzun kültürüne pozitif-negatif ne gibi katkıları var?
Düşünceler?
Önce çok eski 1977-78'den daha ilk defa Top Of The Pops'da çıktıkları playback görüntüleri filan, Sultans Of Swing, Lady Writer vs. Ekrandaki görüntü "sıfır imaj, maksimum müzik ve yetenek" idi, o zamanın yeni çıkan grubu işte, şok müzik. Şarkı sözleri tam o dönemde Londra'daki amatör müzik/sanat camiasını anlatıyor, tam genç müzisyen geyikleri:
They don't give a damn about any trumpet-playing band, it ain't what they call rock and roll... (Trompetçili grupları pek sallamazlar çünkü onlara göre o gruplar rock'n'rollcu değil...)
Harry doesn't mind if he doesn't make the scene. He's got a daytime job, he's doing alright. He can play the honky tonk like anything, but he's savin it up for Friday nights... (Harry'nin popüler olup olmamak pek umurunda değil, zaten bir gündüz işi var, keyfi yerinde... aslında canavar gibi honky tonk piyano çalar ama sadece Cuma akşamları yapıyor bu işi...)
...gibi daha neler, gayet entellektüel gözlemler, sözler. Hele "In The Gallery"nin sözleri, hayatta iken hiç rağbet görmeyen ama ölünce eserleri bir anda değer bulan ressamın hikâyesi, daldan inen akbabalar gibi geride bıraktığı resimlerin üzerine üşüşen sanat simsarları filan. Dehşet. Video görüntüleri de görsel imaj endişelerinden tamamıyle uzak, resmen amatör grupların çekimleri gibi. Ama müzisyenlik kalitesi zirvede, tabii o zaman böyle bilgisayara kaydet, bir tuş tıklamasında bütün sallanmaları gider, herşeyi çizgilere oturt, zımba gibi çalsın diye bir olay yok. Orada iki inç bant dönüyor ve sen çalıyorsun, sonra eğer çalım hatası varsa ya punch-in/punch-out yapıp düzeltiyorsun veya düzgün çalana kadar gidip prova ediyorsun.
Neyse, sonra şarkılar ilerledikçe daha planlanmış, plak şirketinin para harcamaya başladığı müzik videoları gelmeye başladı ve onlarla beraber abimle ikimiz de inanılmaz komik muhabbetlere girmeye başladık. Zira o dönemde bize "vay be!" diye gelen o videolar aslında ciddi bir şekilde "varoş" kültürü olarak tanımlanacak mantıkta idiler. Mesela aramızda geçen konuşmalardan bazılarından örnek vereyim:
- Ya abi bu videoda bir gariplik seziyor musun?
- Sözlere uyan görüntülerden mi bahsediyorsun?
- Demek ki onu düşünen bir tek ben değilmişim...
- Çok kıro işi aslında...
- Yani... al bak şimdi şarkı sözünde "...confidential information, it's in a diary, this is my investigation..." dedi, o esnada adam bir dedektiflik bürosunda masada oturmuş bir günlük açıyor ve içine "this is my investigation..." yazıyor...
- Duyma engellilere video klip midir nedir...
- Barış Manço'nın dilsiz alfabesiyle şarkı söylemesi gibi...
- Orada yine bir kalite vardı ama... Bu resmen morona şarkı anlatır gibi, yani çok aramışlar mı bu senaryo yazarını yönetmeni filan? Bana Show TV'nin bütün Türkiye'yi moron zanneden ama kendi moronluklarının farkında olmayan haber yönetmenlerini hatırlattı... Hani ekranda zaten topu topu bir tane insan yüzü vardır, onu da kırmızı daire içine alıp üzerine ok atıp yanına dev gibi sarı yatay harflerle "Abuzer Zottirik" diye adını yazarlar, sanki ekrana bakanlar ayıymış, anlayamıyormuş gibi...
- Hehheeee... Bana anlatma, o insanlarla çalıştım birkaç yıl ben...
- Abi, "what have you got, at the end of the day?" dedi ve akşam karanlığı oldu filan, yapmaaa...
- "Blinds on the window, and the pain behind the eyes" dedi ve pencerede jalüzinin arasından bakan acılı bir çift göz şimdi de...
- Ulan bir şarkı sözlerini yazmadıkları kaldı altına ha...
- Ahhhahhhahhhhah...
......
- Aha bak, "Girl you look so pretty to me" dedi, ardından kırmızı rujlu hesapta güzel bir kız koydu, yani bugün birisi böyle giyinip makyaj yapsa fahişe muamelesi görür ha...
- ...yani... tabi o zamanın modası ama... ohah!! "Like the Spanish City to me" dedi ve bir endülüs ispanyol şehri görüntüsünde kesilmiş bir gül koydu şimdi de...
- Tam "gırdınnn galbimiiii... kışşş!!" şişe kırma muhabbeti..
- AHAHHHHAAHHHAAAHHAAAAAA!!!!!
Tavsiye ederim, eğer o videoların birer kopyasını bulursanız izleyin, kitlelere imaj satan ekiplerin bazan aslında ne kadar sığ görüşlü, matematiksel, beyin cimnastiğinden uzak ve salakça iş yaptıklarını ve o esnada bu işleri yapıyor olmanın onlara ne kadar ayrıcalık verdiğini zannettiklerini düşününce içten içe gülmekten kendimi alamadım. Dire Straits o dönemde dünyanın en büyük birkaç müzik grubundan biriydi.
Derken aklımıza şu soru geldi:
Sanatçıların oldukları gibi görünmeleri neden bazı aracıları rahatsız ediyor da ille de bu sanatçıları daha kolay yutulabilir küçük köşeli lokmalara bölüp içindekiyle hiçbir alakası olmayan bir ambalaja sarıp sunmaya çalışıyorlar ve sanatçı buna direndiğinde bir anda engizisyona uğramış gibi öğütülüp un-ufak ediliyor? Bugün bize satılan imajlar acaba ne seviyede, bundan on-onbeş sene sonra nasıl algılanacak? Bugünün videoları ve görsel/duysal sanat ürünlerinin sunuları ne alemde? Seviye nerede? Bu eserlerin/ürünlerin toplumumuzun kültürüne pozitif-negatif ne gibi katkıları var?
Düşünceler?