[Eski] TSM seslendirmesi

Bu başlık 2011 ve öncesi açılmış Müziktek Forumu başlıklarından biridir

Levent_Uslu' Alıntı:
Mahcem ben bu cümleni kaçırmışım.

Türk Sanat Müziğindeki koro vokalleri de aslında köken olarak fetih öncesi Bizans kilise müziğine dayandığı bilgisini nasıl edindin.

15. yy yada 16. yy ' daki Sanat müziği koro vokallerinden mi söz ediyorsun. Bununla ilgili kaynak gösterebilirmisin çok ilginç bir saptlama. Bunu araştırmak isterim.

Bununla ilgili bazı kitaplar okumuştum ama şu an isimleri aklımda değil, biraz zaman ver bir arama yapayım. Çok uzun zaman oldu okuyalı ve aklımdaki bilgiler farklı farklı yerlerde okunan bilgilerin bir özümsemesi, tek bir kaynaktan alıntı değil. Bu da neyi nereden okuduğumu hatırlamamı zorlaştırıyor.

Türk Sanat Müziği aslında Istanbul'un fethi ile saraya girmiş bir müzik. Zira fetih ile beraber Osmanlı Sultanı aynı zamanda Doğu Roma İmparatoru da oluyor, dolayısı ile önceden Doğu Roma vatandaşı olanlar bu sefer kendi tebası oluyor. Aynı korumaya alınıyor.

Ayrıca o dönemde Doğu Roma İmparatorluğu'nun Osmanlı'ya askeri ve ekonomik olarak teslim olmakla beraber kültürel olarak da teslim olduğunu düşünmek yanlış olur. Orada çok ciddi bir kültür var o zamana kadar. Dolayısı ile siyasi olarak Osmanlı gücünden etkilenirken onun karşılığında da kültürel olarak geri Osmanlı'yı etkiliyorlar tabii, zira kabul etmek lazım Osmanlı'nın o döneme kadarki kültürel gücü askeri ve siyasi gücü kadar kuvvetli değil. Bu Orta Asya kökenli akımlara özgü bir zayıflık. Moğollar da mesela Batıya doğru gelip işgal ettiklerinde sadece askeri teslimiyet aramışlardır, kültürel olarak yerel halkı asimile edebilecek bir yoğunluk ve derinlik gösterememişlerdir. Türklerin o noktada başarmasının benim görebildiğim bir nedeni fethettikleri yerdeki kültürü yoketmeden sadece etiketini "Türk Kültürü" olarak değiştirip kullanmaya devam etmeleri. Yoksa Aydın havası ile Karadeniz havası arasındaki his farkını izah edebilmen mümkün değil. Bambaşka iki his. İkisi de Türk. Bir şekilde hem Türkleşmiş, hem de kendi havasını muhafaza edebilmiş (Ne Mutlu Türküm Diyene'nin ardında yatan hikmet ;) ).

Türk Halk Müziği de o yüzden armonik açılardan ilkeldir. Genelde ya ha bire bam telinin vurduğu nota etrafında dolanan tek sazlı ozan şarkıları, ya da renkli ritimler üzerine basit cümleli tekrarlı dans müziği. Armoniden ziyade melodi ve ritme dayalı müzikler.

Türk Sanat Müziği'nin de pek avam halka yayılamayıp yukarılarda belli bir zümrenin eğlencesi olarak kalmasının sebebi de o tabii. Zira Istanbul dışında sarayla bağlantılı olmayan müslüman avam tebayla pek işi olmayan bir müzik. Zaten Halk Müziği'nde öyle bir koro geleneği yok. Koral hale sokulacak ne melodi var, ne yürüyüş var. Sonradan zamanla osmoz ile bir takım harmanlara varılıyor tabii, özellikle Anadolu müzikleri işin içine girdiğinde -ki orada da Orta Asya Türk Müziği'nden ziyade, az önce belirttiğim gibi zaman içerisinde Türkleşmiş Anadolu Müzikleri söz konusu. Neyse, köken olarak benim bildiğim bu.

Şu kitap isimlerini bir hatırlayayım, yazarım.

M.
 
Erdogan' Alıntı:
Sevgili Roni Aran;
Salon bosken yaptigim ayarlar feedback olayini minimuma indirgemek acisindan yaptigim ayarlardi.
Salon doluncada degismedi,cünkü bu ayarlar sadece monitorlari ve monitor mixi bagliyordu.Hic bir Feedback olmadi.hatta bir ara solist elindeki mikrofonla monitora öyle bir egildiki,boxun üzerine yatti zannettim.aklim basimdan gitti.Yinede feedback olmadi.
Sonucta monitordan duydugu sesten,(ne kadar kirpilmista olsa)müzisyen memnundu.Bu benim icin önemliydi.
Ara sira asagiya inip salondaki sese baktim.Oda iyiydi.
Salon boskende zaten front boxlara EQ uygulamamistim.Doluncada sesler gayet iyiydi,yani tizlerde bir eksilme olmadi.

Anladım .Paylaşım için teşekkürler.
 
Mahcem,

Benim araştırmalarımda Türk Sanat Müziğindeki koro vokalleri de aslında köken olarak fetih öncesi Bizans kilise müziğine dayandığı bilgisine ulaşamadım.

Ayrıca,

Fetih öncesi ve sonrası ki 15. yy sonrası müzik yapmak dinen yasak. 1800 lü yılların ortasına kadar da Askeri ve dini amaçlı müziğe izin var. Koro anlayışı ise mümkün değil.
17. yy Ali Ufkî kitabında bile müzik yapanların yanından kaçan sufilerden söz ediliyor. Bu yüzyıllar içinde bir fasıl olayı var ama şimdiki fasıl anlamaında değil. Sadece erkeklerden yada kadınlardan oluşan hep çalıp hem söyleyen çok küçük gruplar kaldıki zaten tek sesli bir müzik ve koro anlayışı içerisinde bestelenmemiş. 4-5 kişin çaldığı ve 2-3 kişinin okuduğu fakat belli kuralları olan çok özellikli ve sanatlı eserlerin seslendirildiği fasıl olayı.

Mahcem' Alıntı:
Türk Sanat Müziği aslında Istanbul'un fethi ile saraya girmiş bir müzik.

Kesinlikle yanlış bir ifade yok böyle bir şey. Sanat Müziği ve Halk müziği kavramı da 1930 lı yıllardan sonra ortaya atılmış bir şey. Sarayda hem kopuz çalınıyor hem ud çalınıyor. Bir ayrım yok. Bu zamanla sarayın değil elit kesimin (eğitimli) seslendirdiği bir müzik haline geliyor. İstanbulda halkın eğitimli kesimi sarayda yapılan müziği zaten yapıyor. Bugün sanat müziği olarak isimlendirdiğimiz müzik ile Halk müziği olarak isimlendirğimiz müzik arasındaki tek fark beste oluşu, enstrüman farklılığı ve seslendiriliş özellikleri. Bununla birlikte bir sanat endişesi. Adam 32/4 - 120/4 gibi ritimlerin içine ezgiyi ve sözü yerleştiriyor. Söz ezgi ve ritim uyumu mükemmel ötesi. Makamsal yanı ise apayrı bir güzellik.

İlk koro 1940 yılında Mesut Cemil tarafından radyo da erkekler korosu olarak kuruluyor ve sonra kadınlı erkekli olarak devam ediyor bu olay günümüze kadar geliyor. Geleneksel Halk Müziği içine de dahil edip 20 tane bağlama arkada aynı tip giyinmiş 20 erkek 20 kadın türküleri söylüyorlar. :D

Osmanlı çok büyük toprakları kontrol etti ve bünyesinde her dinden ve milliyetten insanları bünyesinde barındırdı mutlaka ki kültürel anlamda bir etkileşim oldu. Kaldı ki en iyi müzisyenler RUM ve ERMENİ vatandaşlarından çıktmıştır. (günahtı ya) ama bi okadar da bizim virtüöz müzisyenlerimiz bestecilerimiz.
Saray müziği denilir ama hikayedir. Bir çok minyatürde padişah huzurunda kopuz ve diğer halk müziği enstrümanları çalan insanlar resmedilmiştir. Camilerde ilahi okumak bile son 50 yıllık bir olaydır.

Ancak

Nerden aldığını bilmiyorum ama bulursan mutlaka öğrenmek isterim

Türk Sanat Müziğindeki koro vokalleri de aslında köken olarak fetih öncesi Bizans kilise müziğine dayanır

Külliyen yalandır, tamamen uydurmadır.
 
Sanat Müziği ve Halk Müziği isimleri 1930'lardaki hızlı Türkleştirme çalışmaları sırasında konmuş olabilir ama o ayırım benim bildiğim Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren başlar. 1520'ler yani. Alevi ve Şiilerin üzerine yapılan saldırılar ve baskılardan sonra halk tepkisi olarak başlayan ciddi bir yabancılaşma var saraya. Ayrıca Ali Ufkî Bey'in kayda geçtiği şarkılar o dönemde sarayda çalınan şarkılar ve edebi olarak bakıldığında sözlerin o dönemdeki Halk edebiyatından ne kadar uzak olduğunu görebilirsin. Ayrıca Sultanların anneleri dahil sarayın önemli bir kısmının aslında Hristiyan ve Yahudi kökenli olduğunu da unutma 8)

O neşeli oynak makamlar filan takip et bak sinagog ilahileri ile çok benzer tınlar mesela. Koral müziğin kökeni de 4. Yüzyıl Gregoryen kilisesindeki akapella ilahilere kadar gider. Bak bakalım saraya yakın Ermeni müzisyenlerin mezhebi ne ;)

Yani Cumhuriyet döneminin keskin Türkleştirme lisanının etkisi ile bir anda "hayırrr! olmaz öyle şey! Külliyen yalan!" gibi ifadelere girebilirsin tabii, neye istiyorsan ona inan. Ama tarihi gerçekler değişmez. Doç. Dr. Mustafa Çıpan diye bir isim aklıma geliyor ama şu an kitap isimlerini hatırlayamıyorum. Bir ara bak istersen.

Koral müzik Türk müziğine Istanbul'un fethi ile girmiştir.

1800'lerin ortasına kadar Askeri ve dini amaçlı müziğin "kanunen" yasak olması, yapılmadığı anlamına gelmiyor, ki öyle bir yasak da dönem dönem var, sultanına idarecisine, yöresine göre.

Yani sarayda homoseksüel şairler oğlanlarına kulamparalarına şiirler döktürür padişahtan paşalardan onlar için bahşiş filan alırken kalkıp "dini müzik dışındaki müzikler yasaktı" demek bayağı bir havada kalır.

Türk Müziği Cumhuriyet'in kuruluşu ile başlamadı. Sadece adı değişti o kadar ;)

M.
 
Mahcem,
Farklı bilgilere sahibiz. Bu yüzden konu uzar gider. Ancak yinede belirtmek isterimki koro ve koro anlayışı ile Sanat müziği ve halk müziği ayrımında Osmanlı'nın hiç bir döneminde olmadığını ve bu anlayış ve ayrımların 1920 lü yıllardan sonra oluştuğu konusunda net bilgilere sahibim. O döneme ait şehbal isimli derginin çevirileri elimde. Ayrıca Ali Ufki'nin kitabını çeviren Pof. Dr. Hakan Cevher konservatuvar müdürüm. Sen başka kaynaklardan farklı bilgilere ulaşmış olabilirsin.
 
Olabilir, ben hiçbir şeyi göz ardı etmiyorum. Bu konuda okuyabileceğim bildiğin başka kaynaklar varsa bildirirsen sevinirim.

M.
 
Geri
Üst