[Eski] Türk Pop Müziğinde Dünden Bugüne Synthesizer Kullanımı

Bu başlık 2011 ve öncesi açılmış Müziktek Forumu başlıklarından biridir

Sintilere meraklı birisi olarak kendimi bildim bileli gerek yerli gerekse yabancı müzikte sintilere her zaman dikkat etmişimdir. Özellikle çocukluk yıllarımızda rahmetli Barış Manço'nun şarkılarında kullanılan string synthesizer seslerini mest olarak dinlerdim. Türk hafif müziği ya da pop müzik her ne isim verirsek verelim eski yıllarda sinti kullanımı bence daha fazlaydı. Dediğim gibi bu konuda başı çeken isim Barış Manço ve Kurtalan Expres olmuştur. Kendilerinin Roland kullanıcısı olduğunu biliyorum. Tahminen o yılların SH serisi sintileri ya da daha eski string makinelerini kullanmışlar. Meşhur parçalarından Bal Sultan ve Dönence gibi çalışmalarda bolca string makinesi duyuluyor. Yine Dönence parçasında son derece etli bir MiniMoog sesi duymak mümkün. Yine o yıllardan aklımda kalan rahmetli Esmer Ay'ın birkaç parçasında çok nefis string makinası kullanımı vardı (aramızda karlı dumanlı dağlar....). O parçalara erişimi olan varsa paylaşalım hep beraber. Barış Manço'nun 80'li yıllarda daha modern sinti seslerine geçtiğini görüyoruz. Tahminim Juno-60 veya 106 kullandıkları yönünde. ''Gibi gibi'' parçalarında yine tipik 80'li yıllar Roland seslerini duyuyoruz. O dönemde dikkat çeken bir başka çalışma ise Mazhar Fuat Özkan grubunun hit çalışması ''Ele güne karşı''. Çok büyük ihtimalle o parçada da intro kısmında Juno-6/60 sesi duyuyoruz. Benzer jiletimsi Roland seslerini Ersen ve Dadaşlar'ın bir kaç parçasında daha duydum. O yıllarda bu cihazlara sahiplik yapan stüdyo veya kişilerin kimler olduğunu öğrenmek isterdim açıkçası. Daha sonraki dönemlerde Sezen Aksu çalışmalarına imza atan rahmetli Onno Tunç'un ise daha çok Korg DW serisi gibi hibrid analog sesleri tercih ettiğini görüyoruz. Son yıllarda yapılan pop müzik çalışmalarında yer alan sintilerden pek haz alamadığımı da belirteyim. Eski yıllarda daha zamanının ötesinde işler yapılmış. Geçmişten aklımda kalanlar bunlar.
 
Çok haklısın. Nerde o eski soundlar! O dönemdeki imkanlar şimdiye göre kısıtlı olmasına rağmen aranjör ve prodüktörler, batıda ne varsa aynısını hatta daha iyisini yapabilmek ve bizim müziğimize katabilmek için herşeyi yaptılar. Özellikle Onno Tunç'un çalışmalarının üstüne daha iyisinin gelmediğine eminim!!!

Şimdiki kayıtlarda bu özeni bulmak o kadar zor ki. Çok nadir olarak ilgimi çeken işlerle karşılaşıyorum. Bunun dışındaki tüm çalışmalar patlamış mısır kalitesinde. Aranjör diye geçinen bozuntular, başka bir aranjör bozuntusunun kaydındaki soundun aynısını araklayıp kullanmaktan ve aranjmanı bir ses çöplüğüne çevirmekten başka bişey yapamıyorlar. Çok kıt malesef...
 
Workstation'lar çıktı mertlik bozuldu herhalde :) Üretimin çok daha kolay bir hale gelmesi hem iyi hem de bir diğer taraftan kaliteyi düşürüyor galiba. Eski sintiler de bugünün cihazlarına göre teknik anlamda kısıtlı olsa da daha iyiydiler bence. Fast food tüketimi gibi müziğin kendisi de uzun zaman yaşayacak şekilde değil dinlenip unutulacak şekilde yapılıyor. Enstrümanların gelişimi de fast food kültürüne ayak uydurdu. Daha bir aletin huyunu suyunu öğrenmeden ya yeni modeli çıkıyor ya işletim sistemi değişiyor falan.
 
Ben de konuyla ilgili naçizane görüşlerimi yazayım:

Rahmetli Barış Manço, bildiğim ve duyduğum kadarıyla teknolojiye meraklıydı. Nette yaptığım bazı araştırmalarda (ekşi sözlük gibi) ve bir zamanlar aynı kurumda bankacılık yaptığımız, eğitim arkadaşım sevgili Münir Tireli (Munimonde) gibi kaynaklardan da edindiğim bilgiler ışığında Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1980'li yıllarda Yamaha DX-7, Korg RK-100 (keytar), Korg Wavestation gibi aletler kullandı. 1980'lerin pop müziği deyince aklıma gelen klavyeler Yamaha DX-7 ve Korg M-1'dir. 1990'lı yıllarda ise M-1'ler yerlerini yavaş yavaş O-1'lere devretmeye başladı. Bildiğimiz üzere yakın zamanlarda O-1'ler de yerlerini Triton'lara devretti. Ben amatör olarak 1985'den beri klavye çalıyorum. Bu sürede edindiğim izlenim; Roland'ın ülkemizde amatör müzisyenler ile tavernacılar tarafından ağırlıklı kullanıldığıdır. 1980'lerde az da olsa Casio CZ serisi de kullanılıyordu, ama hiçbir zaman bir Korg gibi proflar tarafından çok çok tutulmadı. Casio CZ kullananlar arasında Cem Bezeyiş'i ve tavernacı Cengiz Kurtoğlu'nu hatırlarım.

Bence pop müziğinin efsane aletleri Fender Rhodes, Hohner Clavinet, Wurlizter (ama Wurly'ler bildiğim kadarıyla ülkemizde pek yok), Yamaha DX-7, Korg M-1, Korg MS-20, Hammond B-3, Moog'un çeşitli modelleridir. Zira; yeni klavyelerin çoğu da birçok vintage sesi içermektedir. Bu da sanıyorum eski aletlere saygı duymamız gereğini ifade eden en temel nedenlerden olmalıdır. Yine; Arturia'nın Moog, Yamaha CS-80 gibi emülasyonları, Korg Legancy Collection da herhalde insanların eskiye duydukları özlemi bir nebze de olsa gideren çalışmalardır.
 
Barış Manço'nun klasik çalışmalarında çok fazla DX-7 sesine rastlamadım. Zaten daha çok elektrik piyanoları için kullanılan bir alet. (1985 civarlarında bende almıştım, görüntüsü dışında hiç hoşuma gitmedi). M1'e gelince muhtemelen son albümlerinde ''domates, biber, patlıcan'' gibi parçalarda duyuluyor. Benim bahsettiğim Roland dönemi daha eski parçalarına yönelik. Türkiye'de Roland'ın amatörlerce kullanıldığı yorumuna pek katılamayacağım. Gerçi Roland'ın son ürünleri gerçekten hayal kırıklığı ama bu konumuz dışında. Bahsettiğin son dönem aletleri daha çok canlı performanslarda kullanılmış olabilir. Zira albüm kayıtları için sık sık Belçika'ya gidip geldiklerini hatırlıyorum. Orada albüm için kullandıkları ile burada bizim gördüklerimiz farklı olabilir. Son dönemlerinde klavyeci olarak Ufuk'u görüyorduk. Ama asıl Kurtalan Expres döneminde bir başka abimiz vardı. Yanlış hatırlamıyorsam perküsyonda çalardı. Onun döneminde string sintileri bolca vardı.

Günümüzün soft emülasyonlarına gelince, birçok açıdan tatmin edici oldukları konusunda hemfikirim.
 
Tavernacıların o yıllarda kullandığı Roland klavyeler genellikle E serisidir. Hatta E-70 idi sanırım, çok moda idi..

Bu modelin ikinci ellerinde sigara yanıklı tuşlar mevcuttu. (Piyanist şantör abimiz, bir eliyle çalarken ikincisi ile sigara, içki içebilir, gelen konukların elini sıkar, eller havaya yapar vs. :lol: )

Daha sonra sequencer'li ve disketten midi file okuyan modellerin de çıkması ile, iyice playback'e yönelmiştir bu arkadaşlar. Hatta daha sonralarında mini disc'ten okutarak şarkı arası disket yükleme zahmetinden de kurtulmuşlardır. Bu arkadaşlarda sol el müzik amaçlı hiç kullanılmaz zaten.....

Ama o yıllarda Roland'ın synth'lerini profesyonel setuplarda da sıkça görürdük... Tabi E serisi değil. :D

Hammond kullanımı da çok yaygındı, ben Murat Ses (Moğollar) hammond çalım tarzını çok beğenirim. Anadolu Pop/Rock sound'u ile de çok güzel kaynaşır hammond.

Aklımda kalan bir nükte de farfisa'lara "sıçan sesli org" denilmesi idi, o dönemki klavye çalan abilerimiz tarafından... :) Pek sevmezlerdi ama yine de kullanırlardı. Herhalde fiyatları uygundu....
 
Bu arada ben de Barış Manço şarkılarında Electric Piano harici pek DX7 anımsamıyorum. Tekrar dikkatli dinlemek lazım belki de...

Ama DX serisini de hor görmeyelim. FM sentezleme işini çözünce çok değişik tonlar yakalanabiliyor.

Tabi o zaman bir cihaz alınınca aylarca kurcalanıp, iyice çözülür, limitleri öğrenilirdi. Çünkü elimizdeki imkanlarda sınırlı olduğu için en iyisini çıkartmaya uğraşırdık...

DX 'de 10 dakika'da initial bir wave'den brass yapabiliyordum mesela... :)

Şimdi elimizdeki plug in sürüsü içinde preset karıştırmak bile epey zaman alıyor, enstrümanın hakettiği zamanı ve emeği vermiyoruz çoğunlukla...
 
DX-7 sadece ülkemizde değil; bütün dünyada zamanında tutulmuştu diye hatırlıyorum. Pet Shop Boys'dan tutun Modern Talking'e, pek çok grup DX-7 kullanıyordu. Bir de 1980'lerin modası keytar klavyeleri es geçmemek lazım. Herhalde en meşhuru Korg RK-100 idi. Yamaha da çocuklar için keytar görünümlü SHS klavyeleri çıkartmıştı..
 
Tabii o yıllarda insanlar analogların teknik problemlerinden yaka silkince bir anda DX-7'ye yüklendiler. Ama bazı electric piano ve tube tarzı sesler dışında analoglarla boy ölçüşemez. Yine de dünya müzik tarihine damgasını vurmuş bir alet olarak kayda girdi DX-7. İstanbul Şişli'de ismini hatırlayamadığım bir firmadan alıp getirişimi halen hatırlıyorum. DX-7'nin bu tarz seslerine rağmen dönemin Juno, JX, PolySix gibi aletlerinde de hiçte fena olmayan muadil sesler olduğu bir gerçek. O yıllarda DX-7 yerine bir Juno veya JX kapsaymışım benim hayat akışı daha farklı olabilirmiş. Tabii o yıllarda büyük analogların ABD fiyatları bile 5000$ seviyelerinde olduğu için Türkiye'ye o yıllarda Prophet, Oberheim, Jupiter gibi aletler geldiğini pek tahmin etmiyorum. Önceki mesajımda da yazdığım gibi 1200$ civarı fiyatlı birkaç Juno gelmiştir muhtemelen. Çünkü seslerini dönemin parçalarında yakalamak mümkün.

O yıllarda sıkça Hammond kullanıldığı bir gerçek. Özellikle Moğollar çalışmalarında var Hammond sesleri. Farfisa'ları ise birkaç düğün salonunda gördüğümü hatırlıyorum. Kesinlikle Hammond ayarında değil.
 
Pekiii; ben farklı bir soru soracağım. Günümüzde üretilen klavyeler göz önüne alındığında; hangi modelleri başarılı buluyorsunuz? Alesis Andromeda, Roland V-Synth VA'dan ziyade sanki analog aletlere daha yakınlar. Bir de geçenlerde Arturia'nın controller içeren yeni ürününü (Analog Factory 2.0) nette inceledim. Ürün ile ilgili bilginiz var mı? Ben soft synth kullanmadığım için bilgim yok; ama yazılımı da donanımı da birlikte olduğundan pratik bir ürüne benziyor..
 
Selçuk'unda söylediği gibi Alesis Andromeda zaten gerçek analog bir cihaz. Seslerini VA'lar ile mukayese etmek mümkün değil. Öyle Oberheim sesleri var ki bırak herhangi bir VA'yı orjinal Ob-X bile kıskanır. Ama analog her dalda en iyi seçimdir demek mümkün değil. Keza 300-400$ fiyatlı Novation A-Station duyduğum en güzel stringlere sahip olan bir VA. İlla da herşeyin analog olması gerekiyor diye birşey yok. Brass ve bass tipi seslerde ise analoglar bir numara. Roland V-Synth'e gelince, çok fazla hastası olduğunu biliyorum. Sound mangling denen olayı çok iyi yaptığı söyleniyor ama o tip bir sentezle bugüne dek pek uğraşmadım. Ama Roland'ın şu anki ''flagship'' cihazı olduğu kesin. Öyle ki yılların analog Roland kullanıcısı Nick Rhodes (Duran Duran) bile V-Synth kullanıyor. Birde Andromeda'sı var bu arada. Esasen sinti seçimi konusunda çok şanslı bir dönemde yaşıyoruz. İster analog ister dijital olsun son derece geniş bir ürün yelpazesi mevcut ve VA'lerde neredeyse %80-85 oranında analoglara yaklaştı bence. Tüm bu imkanlara rağmen 80'li yıllarda yapılan müziklere yaklaşılamaması ise bana herşeyin teknik imkandan ibaret olmadığını, bazen basitliklerin çok daha etkili olabileceğini düşünüdürüyor.

Bana başarılı gelen aletler VA kategorisinde Nord Lead 2X ve 3 serisi ile Virus TI serisi. Waldorf Q'da çok iyi sayılır. Analoglara gelince, DSI'ın çıkardığı PolyEvolver ve P'08 çok etkili aletler. Curtis filtrelerinin sıcaklığı inanılmaz düzeyde. (Sadece PolyEvolver ile yaptığım bir çalışmayı bitirmek üzereyim, bitince linkini asarım buraya). Mutlaka bir PolyEvolver veya P'08 öneririm. Gelecekte sesini çok duyacağız bu aletlerin. Tabii benimde geçenlerde aldığım Moog LP'yi atlamayayım. Fiyatına göre çok kaliteli ve klasik bir alet. Ömür boyu saklayabileceğiniz kalitede ve güzellikte bir alet. Artık dijital sintilerin yaptığı işi soft sintiler gayet iyi yapabildiği için harcanacak parayı analoglara yönlendirmek daha mantıklı geliyor bana. Arturia'nın soft sintileri çok otantik ses verebiliyorlar. Arturia Origin hardware olmasıyla öne çıkıyor ama fiyatı çok yüksek. O parayı verebiliyorsanız sorun yok. Özellikle CS-80 emülasyonu çok üst seviyede.Analog Factory ise preset havuzu ile sınırlı olup sentez kabiliyeti iyi olmayan bir alet. Neyse biz tekrar seksenlerin müziklerne dönelim :)
 
analog synth ler şarap gibiler eskiyince değerleniyorlar. Moog Lp future clasic olmaya aday gibi görünüyor.
Analog aletler çoğu zaman devüle olmadıkları gibi sayıları azaldığı için de değerleniyorlar.
 
ozgun' Alıntı:
analog synth ler şarap gibiler eskiyince değerleniyorlar. Moog Lp future clasic olmaya aday gibi görünüyor.
Analog aletler çoğu zaman devüle olmadıkları gibi sayıları azaldığı için de değerleniyorlar.

Aynen öyle hocam. Klasikleşmiş bazı dijitaller veya gündelik ihtiyaçlarınızı gördüğünüz aletler dışında analog alın derim. Hem hayatın kendisi bizzat analog değil mi.
 
Demet Akalın , Gökhan Özen , Kenan Doğulu ne bilim bunun gibi sanatçıların albümlerinde , synth sesler ve modüllerin suyu çıkarılmış durumda . Tamamen elektronik bağımlılık , akustiklerden vazgeçilmiş gibi sanki .
 
Yasim itibariyle,o yillari yasayan bir müzisyen olarak o aletlerin cogu ile calistim.

Baris Manco'da duydugunuz String sesleri Solina String'den geliyor.

Meshur 2023 onsuz olmaz.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=ZMVpPgwo2uE&feature=related[/youtube]
 
Geri
Üst