Ben daha önce yazmıştım ama herhalde uçan mesajların arasında gitmiş o da.
Kerem Ozan Şahin, Ozan'ı kullanıyorum. 1982 Bakırköy/İstanbul doğumluyum.
Babam yazar ve şairdir, çok da güzel saz çalar. Amcam ise saz virtüözüdür. Batılı anne tarafında da hemen herkes, profesyonel olarak olmasa da müzikle alakalıdır, dedem ve dayım da enstrüman çalarlardı. Ben de küçük yaşta müzikle alakalı olmuş oldum dolayısıyla.
6 yaşında piano dersi almaya başladım ama okul döneminde bıraktım.
İlkokulu Bakırköy'de Çavuşoğlu Koleji'nde okudum. Özel okullar sınavında Alman Lisesi'ni kazandım, ama neden tam olarak bilmiyorum, ailem, anadolu lisesi sınavlarında kazandığım, 2.ci tercihim olan Cağaloğlu Anadolu Lisesi'ne yazdırdı beni. Hayatımın en güzel 7 senesini geçirdim orada.
Ben ilkokul 5'teyken, okulumuzda eğitimci olan Seyhan Kendir isimli hanımefendi, tv için bir çocuk programı hazırlamaya girişti. Uygun çocukları da uzakta aramadı tabi.
Beni ve bir de kız öğrenciyi bu programın sunucuları olarak seçti. Ondan sonra bu program 3,5 sene boyunca önce Star'da, daha sonrasında da Kanal D'de yayınlandı.
İlginç bir tecrübeydi, zira çocukluk yıllarımın büyük kısmında, yaşıtlarım haftasonları sokakta oynarken, ben sabahtan geceyarılarına kadar süren çekimlerdeydim. Ama spot altında olmanın tadını almış oldum bir kere.
Bu zaman zarfında Tarkan'dan tutun Mustafa Sandal'a, zamanın popçularıyla, Safiye Ayla gibi bir zamanın önemli ses sanatçısıyla ve adını kitaplarda görmüş olduğum Atatürk'ün manevi kızı Ülkü gibi aklıma gelmeyecek insanlarla da program yaptım.
O zaman rutindi farkında değildim olan bitenin ama şimdi hatırlayınca tebessüm ediyorum.
Ama beni en çok heyecanlandıran şeyler, Star'da çalıştığım için bana verilen Metallica konseri davetiyesi ve Whiskey'nin program yaptığımız stüdyoya gelmesiydi.
Ben, 7 yaşındayken Ankara'ya teyzemlere gittiğimizden ve büyük kuzenimin odasının her yerinde Metallica, Slayer, Wasp, Iron Maiden, Guns vs. posterlerini, üstünde bu grupların tişörtlerini gördüğümden ve orda bu müziği duyduğumdan beri çok sıkı bir metal fanıydım.
Öyle ki; her haftasonu, harçlığımla 2 kaset almaya başladım.
Önceleri kuzenimin telefondaki tavsiyeleriyle, daha sonrasında her hafta aldığım ve baştan sona her satırını okuduğum Rock Kazanı dergisinde gördüklerim aracılığıyla.
Her haftasonu Bakırköy yeraltı çarşısındaki Pena müzik markete gider ve "Skid Row'un yeni albümü geldi mi?", "Edge of Thorns yine mi yok?" gibi sorular sorardım. Cenk abi de o sırada dükkanda olan uzun saçlı diğer abilere beni gösterir, bana bir sürü soru sorarlardı. Ben de onlara dergilerde okuduklarımı bir güzel satardım, kahkahalara boğulurlardı.
Kuzenime her gittiğimde, onun Charvel gitarına öyle bir sevdayla bakardım ki... Resmen gözümü alamazdım. O gider gitmez de, alıp tıngırdatırdım.
Nihayetinde 12 yaşında ben de ilk gitarıma kavuştum. O zamandan lise sona kadar başka hiçbir şeyin gitardan fazla önemi olmadı.
Gerisi çoğunuzun da tanıdık olduğu bir hikaye; gruplar kuruldu, çalınmaya başlandı, başlamışken şarkı söylemek de bana düştü, şarkı söylemek de ayrı bir aşk oldu.
Öss'den iyi bir puan aldım, ama okul başarı puanım düşüktü, İ.Ü. İşletme/Lojistik'e girdim. 6 senede bitirdim.
Bu arada hep barlarda çaldım çeşitli gruplarla.
En son 2005 yazında Zekeriyaköy'de Fincan adlı bir yerde çalıyordum. Bir gece, dinleyiciler arasında Cenk Eroğlu vardı. Onunla konuştuktan sonra Müziktek'i keşfettim, daha sonra Atilla Özdemiroğlu ve Dağhan Baydur'la da orda tanıştım ve okulu bitirip ya Miam'a girmeye ya da Almanya'ya Sae'ye gitmeye karar verdim.
Neticede şimdi Miam'dayım, acaba Sae'ye mi gitseydim diye düşünmüyor da değilim hala. Ama durum bu.
Önce müzisyen olarak kariyerimi belli bir seviyeye taşımak istiyorum. Daha sonra iyi bir miksajcı olmak istiyorum, ki bu ara üstünde çalıştığım şey budur. İlerde de başarılı bir record producer olabilirsem ne mutlu bana.
Son 2 yıldır en çok dinlediğim grup Oceansize. Son zamanlarda da Mute Math'le Jaga Jazzist'e çok sardım. Tavsiye ederim
