Merhaba ben Onur SARIM. 05.05.1987 İstanbul Doğumluyum. Müzik yaşamım, zaten profesyonel olarak gitarist bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmemle başladı. Babamın evde duran Strat'ını çalmaya başladım ilk olarak. Ortaokul çağında babamın sırtında bir klasik gitar ile eve gelmesinden sonra tanıştığım klasik gitarla çok uzun zamanlar geçirdim. Öyle bir gitarın varlığından haberdar da değildim o güne dek
Profesyonel müzik yaşamım, ortaokul son sınıfta radikal bir karar alıp '' ben artık okula gitmeyip gitar çalmak istiyorum '' demem üzerine kendiliğinden başladı. Çok uzun süreler evde gitar çalışmaya başlamakla bulduk kendimi. Bu arada '' Oğlum bunun okulunu okumazsan, o gitarın sapı bir yerlerine girecek. '' Diyen babama da aldırmamış olduğumu yakın tarihlerde anlıyorum

Uzun süreçler sonucunda, İki gitarist arkadaş Taksim'de çok kötü bir barda sahne almaya başlamamız ve çıktığımızın ilk akşamı ( Molada ) yanımıza gelip '' Bakırköy'de yeni bir mekan açtık. Çalışmak ister misiniz çocuklar ? '' diye bir soru soran İşletmeci İbrahim Abinin tavsiyesi üzerine, Bakırköy'de bir mekanda 7 gece müzik yapmaya başladık. Burada 5 yıl boyunca da çalıştık. '' Abi pazarları olmasın noolur ! '' desek te Pazar'ları da oldu. İyi de oldu. Güzel zamanlardı
Birgün bu yaptığım işin ötesine geçmeye karar verdim, babamın çok yakın arkadaşlarından birinin İ.T.Ü Türk Müziği Devlet Konservatuarında Öğretim Görevlisi olduğunu öğrendim. Üstelik Bu yakın arkadaşın bir kompozitör olduğunu ve adının da Prof.Dr. Nail YAVUZOĞLU olduğunu öğrenince derhal okula gittim

Kapıyı çaldım ve '' ben falancanın oğlu filancayım. Sizin kitaplarınızı okudum ve konserlerinize geldim. Sizinle tanışmaya geldim '' dedim. Karşımda son derece beyefendi bir adam olması, bana yardımcı olmaya çalışması çok minnet uyandırıcıydı. Derken kendisinden özel ders almamın mümkün olup olmayacağını sordum. O da okulun zaman anlamında kendisini çok daralttığını ve özel ders veremeyeceğini belirtince üzüldüm. Ama içimde bitmek bilmeyen bir Caz Armonisi isteği üzerine ne yapmak istediğime karar vermeye çalıştım. Bir gün Tünel'de Senkop müziğin mağazasında '' Adnan ÖZALAŞAR Jazz & POP Armoni , Orkestrasyon '' Kitabı ile tanıştım. Aldım eve geldim. Başladım çalışmaya. Tam 3 sene o kitapla çalıştım. Daha sonra Berkleey metodları falan derken bir kez daha Nail hocanın kapısını çalmayı düşündüm. Gittim ve '' En azından gelip derslerinize girsem ? '' Dedim. O da elinden geleni yapacağını söyleyip Üniversitedeki yetkililerle uzun muhabbetler etti ve beni derslerine aldı. Caz Kompozisyon,Armoni, Orkestrasyon konularında dahiydi. Sağolsun hayatıma çok şey kattı.
Derken bir gün çok iyi bir gitar virtüözü ile bu okul sayesinde tanıştım. Onunla da çok güzel bir dostluğumuz oldu. İşlere de gitmeye başladım ufak tefek. Notasyonum iyi idi. Ama piyasal formlardan uzak bir kimse olduğum için yaşayacaklarımı tahmin edemezdim. Bir gün bir yerlerden bir yılbaşı işi geldi. Uludağ'da bir otelde yılbaşı işi çalınacak, gecenin tamamında çok ünlü sanatçılar olacak. Sanatçıların hepsi için önceden yazılmış notasyonlar çalınacak ama önceden prova yapma şansı yok. Herkes işinde iyi grupta zaten ama beni tanımıyorlardı herhalde henüz
Yılbaşı geldi çattı, biz işe gittik. Soundcheck alındı ve sahne saati geldi. Çıktık. Notalar çıkarıldı konuldu ortaya. Orkestra 7 Kişi. Davul, Bas Gitar , 2 Klavye , Gitar , Buzuki ve Saksafon. Herkesin partileri falan var ama acayip anlamadığım ( Şimdi olsa herkese anlatabileceğim ) Bir acayip dil var portrenin üzerinde. Acele yazılmış olduğu çok belli, şifrelerin çoğunun kaç ölçü olduğu belirsiz, aptal saptal yerlerde senyolar röprizler var.. Ben tabi bütün gece tek birşey çalamadım ( Kanlı takipten de o tarihlerde nefret ederdim )

Bana bağırıyorlar '' Gİtar solo var oğlum orada çalsana '' Cevap : '' NERDEEEE '' Şeklinde

Gece böyle bitti ama ben de bittim. Bas gitarist abimiz ( İsmini vermek istemediğim biri ) Onur gitarı ver bakim bir bana dedi. Verdim. Aldı eline C solidian bir şeyler çaldı hızlı birşekilde ve dedi ki '' Bir gitarcı en azından bunu çalıcak kardeşim topla aletlerini git '' Dedi. Ömrümde unutamadığım bir anı olacaktı bu. Topladım para falan da almadım otobüs, minibüs döndüm İstanbul'a. Tabi evde babam da soracak ne oldu ne bitti diye. Ne diyeceğim ? Adam müzisyen kesin anlar falan düşünceleriyle gittim.
Sordu da. Sabah kahvaltısında. '' Nasıl geçti Dün ? '' Anlattım. '' Vay beee ! Bu mu adap ? Bu işe yeni başlayan genç adamları demorolize etmek mi müzisyenlik ! '' Dedi. Ve '' Boşver. Herkesin ilk tecrübesi kötüdür '' dedi

Neyse ama ben artık inanılmaz kötü durumdaydım ve deli gibi nota çalışmaya falan başlamıştım. O kadar hırs yaptım ki illa ki düzgün birşeyler yapmak zorundaydım. O adam olmasa belki bugün buralarda da olmayacaktım. Ve istediğim şey bu kadar belirgin de olmayacaktı. Katkısı ağır ama büyük oldu. Onu da seviyorum. Rahmetli oldu gitti. Nur içinde yatsın.
Bir gün başka bir orkestraya dahil oldum. 14 Kişilik bir Pop caz çalan gruptu. Fransa kökenli bir müzik yapılıyordu. Çalıştığımız otelde Şanson geceleri düzenleniyordu. Ve her hafta başka bir şanson bayan geliyordu Fransa'dan. Müziği öğrenmek adına bir hayli öğretici bir gruptu. Sonra Türkiye'de son yıllarda aşağılara doğru düşen müzik piyasasının içine daldım. Kendime küçük bir stüdyo kurdum. Cubase ile tanıştım. Bir çok stüdyoda gitar kayıtlarına girdim çıktım. Çalıştığım sanatçılar oldu. ( Ege, Yıldız Tilbe, Rober Hatemo, İzel, Emre Altuğ vs ) ve aklıma gelmeyenler bunlardan bazıları.
Şuanda İstanbul'da yaşayıp yine Gitar ve müziği anlamak üzere çıktığım bu yoldayım. Benden anlatacaklar şimdilik bu kadar. Sevgilerle Onur SARIM